kayıt

metu sözlük itiraf

  1. 166
    böyle bu saatlerde millet yeni yeni uykuya dalmışken hafif müziğimi açıp boş boş duvara bakmayı çok seviyorum. insan neden duvara bakar anasını satayım, can sıkıcı stresli şeyler düşünür filan hani. yok abi, düşünmüyorum da bir süredir. (o genelde uykuya dalmadan hemen önce sarıyor) duvarın niye beyaz renge boyandığı filan kafamı kurcalıyor mesela. ya da neden oturduğumuz evleri 4 duvarlı yapmışlar. niye sekizgen değil yav?

    her neyse, arkadaki müziği yaklaşık saat 9'dan beri dinliyorum, şimdi bi kapatacam. rüyamda bile bu şarkı çalacak. sonra ver elini dağlar bayırlar, tarlada koşan, keçi doğurtan ben. ahh ulan. yemnediyom ağlicam.
     
  2. 167
    hayatta bazı anlık hisler var. tabi mantıken hayatımız anlardan ve hislerden oluşuyor ama bahsettiklerim biraz daha fazlaca hissettiklerimiz. mesela dönüm noktaları gibi. böyle zamanlarda ne yaşadığımın farkında olamıyorum. yani farkında değilim derken, aslında o olay gerçek değilmiş gibi oluyor. hafif bir kalp sıkışması, ama daimi. yani gördüğün rüyanda bile kalbin sıkışık.

    mesela hastasın dediklerinde öyle olmuştu. içimden diyorum acaba ölecek miyim? böyle ölüm fikriyle iç içe olmak, ama bir yandan da onu reddetmek. hayatımın o evresi boşluk boşluk. çoğu şeyi hatırlayamıyorum mesela bunun gibi.

    ya da tam tersi hayatında olumlu anlamda iz bırakan bir şey. hayatını değiştirmeye yönelik bir şey. bunun gelişi bir de ağır ağırsa insan bir o kadar gerilip stresleniyor. olumlu bir şey olsa dahi.

    mesela şindi ankaradan ayrılma fikrine yaklaştıkça korkuyorum, içim eziliyor, böyle büzüşüyom. beni burada tutan tek bir arkadaşım var, sanırım o yüzden öyle. neredeyse 6 sene oldu dip dibe geçti filan, ailem gibi olan biri. ankara aslında o olmuş. gidebilsem harika olacak, çünkü bir amacım olacak, ama bir de geride sevdiğim birini bırakacağım.

    lan çok komik yav. harbiden ben hiçbişiden memnun olmuyorum galiba,

    rkdşlr buraya bir gün çok mutlu şeyler yazacağım. mutlululu bir insan olarak hemi de. bak söz. sonra siz de gaza gelirsiniz. belki o gün metunun dönüm noktası olur. buradaki herkeş bir anda yazmaya başlar sonra çömez sayısı artar da artar. bence olur.

    vallahi. *

    *
     
  3. 168
    birine yıllardır çok aşığım sözlük. tam bu başlığa 4 yıl önce yazdığım kişi. o kadar olmayacak biri ve ben o kadar bunun üstesinden gelemiyorum ki kendime sinir oluyorum artık. araya neler girdi, köprünün altından ne sular aktı, kaç yıl geçti, ben onu kaç yıldır görmedim; hiçbir şey fark etmedi. bugün gördüm. yine beni bırakıp gitti. bir sonraki görüşümde yine bırakıp gidecek. o kadar mutsuz ve çaresizim ki. elimden hiçbir şey gelmiyor.
     
  4. 169
    bir gram aklım vardı sözlük, onu da herhalde bu final haftasına daha giremeden bırakıp hayatıma patates olarak devam edeceğim. ya da belki o da çoktan gitmiştir, bilmiyorum bakalım aklıma geleni yazayım görürüz.

    şu başlığa da her yazdığımda da içim sızlıyor ufaktan, diyorum burada beklenen itiraf bu değil, gerçek itiraf bu değil, acaba duruma daha uyacak ayrı bir başlık mı açsam, sonra diğer yazılanları okuyorum. sözlüğün hayatına bir noktadan dokunduğu insanların dertleri kronolojik sıraya göre dizili, hani günlük tut sonra okuyayım desen bu kadar etkili olmaz. o yüzden biraz, biraz da üşengeçlikten yine tıpış tıpış buraya geldim yazmaya. işin en komiği ne yazacağımı da bilmiyorum. beni normalde yazmaya iten duygu sinir olur, bir mevzuya bilenmeyegöreyim, damlarım hemen iki üç paragraf ağzımdan salyalar saçarak yazar, nefret söylemlerinde bulunur veya birilerini aşağılar giderim. yıllar içinde yaş ilerledikçe biraz daha insan gibi yazabilecek kıvama gelmiş olsam da özü budur. bunun dışında bir de müthiş mutsuz, çaresiz, pencereden çıkıp kainata çok yavşaksın diye bağıracak hale geldiğimde de yazdığım olur, çok daha seyrektir. onun da özeti şudur; ben şöyle şöyle biriyim, hayatım belki bu yüzden iyi gitmiyor ve bu huylarımı sevmiyorum veya şansıma soxum*. bazen ikisi bir araya gelir, katmerli olur falan filan. bugün değişik bir şey deneyeceğim.

    önce sözlüğü soda şişesine oturup ölmeyi beklemeye terk etmediğiniz ve aklımdan/aklınızdan çıkartmadığınız için, sonra birlikte geçirdiğimiz ve umarım geçireceğimiz zamanlar, paylaştığımız anılar, yaptığımız tersolar için teşekkür ederim. siz de az manyak değilsiniz diyor, mükemmel başladığım yalakalık kısmını bok edip hızlıca geçip sadede geliyorum. bugün beni burada yazmaya iten duygu ne bilmiyorum sözlük. son zamanlarda herkes gibi ben de bir miktar gergindim, sinir stres yine olağan düzeydeydi, aşırı sevineceğim veya üzüleceğim bir olay yaşanmadı. kızgın değilim, kırgın değilim, belki normalden birazcık daha umutsuzum ama olur öyle dalgalanmalar. kafamı yoran da acaba hissizleştiğim için mi böyle oldu yoksa verdiğim tepki normal sınırlarımın içinde mi ikilemi. ama osurgan göte arpa ekmeği bahane, uzun zamandır geleyim de yazayım diyordum o da bahanesi oldu.

    evet yalanım buraya kadar gitti, devamında tıkandım yazamadım aaaaaaahhh ahh. oha içinden kelebek çıktı lan nereye ilgilenmiyorsunluk bir durum var. tek farkı içimden kelebek çıkamadı, ateşim çıkmaya başladı ve midem bulanıyor ve de kalıbımı basarım ki hastalıkla veya yediğim içtiğimle bir alakası yok. şu hokkabaz filmiydi sanırım, başta böyle 5 iş daha yapsak 1500 diye hesaplar başlıyordu, böyle 1 iş daha yapsak 100'e falan geliyordu en sonunda da galiba zarar ediyorlardı detayları hatırlayamadım da tam olarak o haldeyim. neyse ki bu sefer duruma uygun timpala gifim* hazırdı da yabıştırdım avatara. bu sefer tek tesellim yalnızca bir olaya değil birden çok can sıkıcı mevzuya katlanabilmiş olmam; fakat dayanamadım artık, doldu hocam doldu.

    bizim erkek kısmısıyla ilgili biraz bilgi vereyim ki radyoyu yeni açanlar da yabancı kalmasın. farklı ortamlar, farklı kafalardan yüzlerce fikre dayanıp bir sonuca ulaştım. brocode'u da ihlal etmek istemiyorum, o yüzden kelimelerimi dikkatli seçmem lazım. aman illa ordan bir laf girecek kesin, yani dostlar kusura bakmayın ama elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin, biriyle konuştuğu zaman arkadaşınızı gazlamayı vazife bilmez, oo hayırlı işler kardeşim, seviyorsan git konuş, yengeye selam gibi türlü sulu klişe ile sembolik olarak göstereceğim laflar etmez misiniz? ortamdaki barzoluk seviyesiyle bu temennilerin kalitesi arasında negatif korelasyon var, bu kulaklar neler duydu, ama ana fikirdeki baskınlık göz ardı edilebilecek kadar az değişiyor. bu laflarla cidden gaza gelmeyi de aklım almıyor ama değinmeden geçemezdim. asıl nokta, herkesin herkesten sürekli bir beklentisi var, bir genel baskı var. hiç konuşulmasa bile hissediliyor bu. şu an yakınıyor gibi görünüyor olsam da zamanı gelince ben de yaparım. yaptığım her şey doğru mu, tabi ki hayır. bu hal ve hareketler bütünü yanlış mı? belki, ama herhangi bir davranışa bahane edilip kimseyi suçlayacak kadar değil. zaten şu ana kadar bunlara bir diyeceğim yok. bir de niye yalnızsın, sana yakışmıyor vs vs yaklaşımlar var onlar da okay, alıştık. alıştık ama düğünde masadan zorla kaldırılıp oynatılmak istenen insan gibi alıştık. oynamayacaksan düğünde işin ne değil mi? hiiiiiiç.*. düğün demişken, bir de arkadaş çevresi zırt pırt evleniyor artık, buruk sevinç gibi bir duygu tam tarif edemem.

    bunların hepsi özünde küçük küçük detaylar, hatta hepsini birleştir yine elle tutulur bir etkisi yok. zaten yıllardır bu şartlarda yaşıyorsun, alışıyorsun istesen de istemesen de. işte şimdi o ama'yı koyacağım, ama bazen hayatın geri kalanı olağandan biraz sapınca bu tip olaylar seni daha çok etkileyebiliyor. şu ana kadar yazdığımın özeti bir şeyler oldu ben de milletin gazına gelmiş bulundum gibi görünebilir, ilerde de açıklamaya çalışacağım, öyle değil yanlış anlaşılmasın. daha çok etkileyebilmeye bir örnek vereyim, benim mp3 çalarımın kulaklık girişinde hafif bir temassızlık var. bazı kulaklıklarda sorun çıkarmazken bazılarında elinle kabloya bir miktar bastırmassan ses tam gelmiyor, uzun süredir de böyle alıştım diyebilirim. o yüzden mp3 çalar elimde, kabloya basarak geziyorum normalde buna tamamım. ama bazen elimde telefon oluyor bir şey okuyor oluyorum, yazışıyor oluyorum vs vs o zaman mp3'e basmak cidden zor oluyor ve ses sürekli gidip geliyor. bu duruma da kısmen alıştım ama ruh halime bağlı olarak bazen o kadar kötü oluyor ki fırlatıp atasım geliyor.

    bir de motivasyon meselesi var. her dönemin standart olayıdır, döneme bu sene derslerime günü gününe çalışıcam lan diye başlanır, ilk sınavda hafif sıçızlanır veya şahane bir performans gösterilmez, ikinci sınav notlar yerlere düşer sonrası da finallerde düzeltirime döner, yüzlerce capstir memedir var zaten çok da anlatmaya gerek yok. arada beklenmedik notlar çıksa da üç aşağı beş yukarı ortalama bir dönemin özetidir, istisnai arkadaşlar alınmasın gücenmesin genelliyorum yine. finallerde güzel notlar alıp ne dönemler kurtaranlar, ne okulu uzatmayanlar var gördükçe dakikalarca alkışlayasım geliyor. aslında dd'ye çekip geçmiş, ama bana dünyayı kurtarmış gibi görünüyor. cidden takdire şayan bir durum bu, finalde çocuğu koymak için, bak yine genelleyeceğim, müthiş motive olmak lazım. sene içindeki çalışır öğrenirimle yumurta göte dayanınca, sınav notları da açıklandıktan sonraki çalışır yaparım arası uçurum. motive olabilmek ve motive kalabilmek hep gıpta ile baktığım kavramlar. hiç beceremiyordum, baktım hep çalışmazsam gerçkeleşecek felaket senaryoları kurmak işe yaramıyor dedim farklı bir yol deneyeyim bu sefer. yurt dışına kapağı atma fikrini düşündüm, o da cezbetmedi. baktım bu iş böyle olmuyor, dönemler patır patır geçiyor transkript kevgir olunca başka bir yol denedim. hoş o da götümde patladı ya neyse.

    buradan da konu hoop umuda bağlanıyor. olayın gidişatına göre bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için küçük bir açıklamada bulunayım. ben yaşıma göre hatrı sayılır bir süredir, birkaç yıl kadar, yalnız yaşayan biriyim. bu süre zarfında da başta crush denilen meret de vardı, sonra onu da saldım gitti tamamen tek tabancaya döndü. şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, dünyanın en güzel hissi demek iddialı olur ama en güzel hislerinden biri sabah kalkarken o'nu göreceğin için içinin kıpır kıpır olmasıdır. yataktan şevkle kalkılır, evden çıkana kadarki rutin tatlı bir telaşla biter, neşeyle çıkar gidersin. bu böyle gidiyor işte daha uzatmayayım ana fikri hepimiz anladık. şimdi böyle duygular içindeki biriyle bu ne lan dünün aynısı diye kalkan biri bir olur mu hiç? olmuyor kesin bilgi.yanlış anlaşılma kısmına geleyim, sırf daha güzel hissetmek için gideyim birine karşı duygu dolayım denince oluyor mu? o da olmuyor. yani sırf motive olabileyim diye birinden hoşlanayım gibi bir durum kesinlikle değil, öyle saçmalık mı olur? ha ama alternatifi ne, azıcık etrafıma bakayım diyebilirsin mesela, madem bunca yıl bakmadın eline ne geçti hiç**, bakış açını değiştir bir de diyebilirisin. ben dedim mesela, bu dönem küçük heyecanlar da yaşadım. güzel de gidiyordu ha allahı var. ama bir origin klasiği, bir şeyler yanlış gitti. işte gidiyorum candan, bir cebimde umutlarım, diğer cebimde hayallerim, göt cebimde iddaa bülteni...

    burada bitirsem vurucu olurdu aslında da yazmışken tam yazayım, ah ya şundan da bahsetseydim demeyeyim sonra. insan sarrafı olmak var bir de, hani sherlock holmes bir güzel tokat yiyordu sonunda, olunca o seviyede olmak lazım. o olmazsa da moral bozmak yok, canın sağ olsun az biraz çakozlasan yeter. alt limit de sigara istemek için karşı kaldırımdan üstüne geleni 30 metreden tanıyabilmek olsun, daha azı sakat. fark etmesek de her hareketi her laf kişilikle ilgili ipuçları veriyor. beni hiç tanımayan, hiçbir yazdığımı okumamış biri, ortalama biri değil tabi de toplumdan elbet birileri, gelip sadece bu entry'i okusa doğum yerime kadar profilimi çıkarabilir, buna güvenim tam. bakıyorsun, sürekli ben mi diyor al sana bencil, tam tersi durumlar da var adam gizli gay mesela ama ortamlarda anlaşılmasın diye böyle o tip davranış gördü mü nasıl iğreniyor neler yapıyor, yani bunlar üstüne sayfalarca tez yazılmış yazılcak konular ben* basit bir cümlede yazdım geçtim detaya girmedim. hayat kurtaran bir özellik bu okuyabilme işi, ilgili mindhunters diye de efso bir film var hatta. her neyse, hem faydalı bulurum hem de hoşuma gider bulmaca çözmek gibi. gerçi mantıkla düşününce, sözlere davranışlara herkes dikkat ediyordur yani, boş yapmıyor devam ediyorum. bu konuda arada göte geldiğim olsa da genelde iyiyim diyebilirim. ama göte geldiğimde de tam oluyor. bir bilginin doğruluğuna inanmak için kanıt istersin, böyle analizde de bir bilgi veya varsayımın doğruluğunu kanıtlamak için farklı bilgi parçalarını birleştirip bakarsın hepsi ona işaret ediyor mu, ters bir durum var mı diye, bir noktadan sonra da emin olabilecek kıvama gelirsin. hah işte o nokta kritik. insanın başına ne geliyorsa hatalı çıkarımlardan geliyor. bunu engellemek için şimdi kendini alıcı değil verici rolüne koy, ne yapman gerektiğini söyle. söyleyeyim, karşımdakinin bir konudan haberi veya o konuya karşı tutumumdan haberi olmasını istersem araya detaylar sıkıştırır veririm fikri. bilgi güçtür, gereksiz bilgi paylaşımı da saçma ve tehlikelidir ama karşının neyi bildiğini veya öğrenmek isteyeceğini kestirebilmek de bu sanatın bir parçasıdır. iletişimin sağlığı da aynı sayfada olmaya bakar. bundan emin olunamıyorsa bir iki yem atılabilir. anlaşmak istendikten sonra yol çoktur yani.

    şimdi finallerin başlamasına 2 gün var, ben yine birbiri ardına saçmalıklar içinde kaldım, bu entry'i yazarak uyku düzenimi skib bırakıp tüyü de diktim. sürekli şikayet eden tip olmaktan da, fındık kabuğunu doldurmayacak meseleleri mesele etmekten de bıktım usandım yalan yok sözlük ama her önemli zamanımda bir bokluk olmasına illallah dedim. yetişkinliğin kuralı sorunları çözebilip akli dengeyi yitirmeden hayatını devam ettirebilmekse ve aslında herkese böyle küçük testler oluyor ama bir tek ben abartıp bir kamyon dolusu laf ediyorsam gidip bir kenarda sessizce ölmeyi bekleyeyim. ama öyle değilse allahım ne günah işledim ne kötülük yaptım ki bu başıma gelenleri bana reva gördün? ne günah işledim yarabbim?
    #105325 originofsymmetry | 2 hafta önce
     
  5. 170
    eski ev arkadaşım vejetaryen olduğunu iddia ediyordu. Ben de vejetaryen olduğum için et yemeyen bir insanla yiyeni ayırt edebilirim. kendisi popi olsun diye etrafta et yemiyorum demesine rağmen eve her daim et içeren şeyler alır sorunca da kedilere vermek için aldım der idi. bir süre sonra bu durumun beni ayar etmeye başlaması ile aldığı tüm şeyleri kendisinden habersiz kediye köpeğe yedirmeye başladım. sorunca da durup koku yapmasın diye verdim ben onları kedilere bi yediler bi yedileeeer.d.d.d şeklinde gözlerimi kalp yapıp yüzünün morarmasını seyrettim.
    çokeylenceli idi.